24 Şubat 2020’de ilk blog yazımı yazdığımda internet sitemde gündeme, genel kültüre, topluma yönelik yazdığım yazıları bir sohbet havası eşliğinde yayımlamayı planlıyordum. Bu yüzden bloguma “İçimden Geçenler İçimden Geldiği Gibi” mottosunu uygun bulmuştum. 

   Her insan içinde bir miktar huzursuzluk taşır. İşte bu huzursuzluk; insanı araştırmaya, üretmeye, yapmaya, sıradışı olana iter. 

   Kimisi maymun iştahlıdır: Kendini aramak adına bir şeyler yapmaya çalışır, vazgeçer. Kimi insan şanslıdır: Kendini çabucak bulur. Kimi insan talihsizdir: Kendini bulduğunu sanar ama kendini ebediyen kaybetmiştir. 

   Bu insanlar bir nebze de olsa huzuru bulmuştur. Onlar huzuru, huzursuzluklarını hissettikleri anda dışarı vermekle bulurlar.  

   Ahmed Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanı için husursuzluğun kitabı derler. Fernando Pessoa’nın da Huzursuzluğun Kitabı adlı bir eseri vardır. Oysa bütün kitapları oluşturan huzursuzluk düşüncesi değil midir?

   Kendini arayan biri için huzursuzluk normal bir durum olduğundan huzursuz olmayı kendine sorun etmezler. İnsanın; beynini her an kemiren huzursuzluğunun farkında olması ve bu huzursuzlukla yaşamaya alışması, huzursuzluğunu kontrol edebilmesi ne muhteşem bir erdemdir!

   Kendini arayan insanın problemi; öğrenmek, öğretmek, fikir alışverişinde bulunmak, aktarmak ve aktarılmaktır. Onları günlük hayatın günlük sorunları enterese etmez. 

   Bugün 22 Ağustos 2021 Perşembe. İlerleyen zamanla birlikte ben de blogumun konseptinden özünden sapmamak şartıyla değişiklikler yaptım. 

   Henüz bu işe yeni başladığımda daha fazla insana ulaşmak adına yazılarımı dizi şeklinde yayımlamaya karar vermiştim. Bunun faydalarını çok gördüm, zararıysa hiç olmadı. En başta yazılarıma daha kolay ulaşıldı ve blogum tertipli göründü. 

   Bugün sosyal bilimlerin hemen her dalında yayın takip ediyorum. Bunun yanında yalnızca taraftarlık kurumunu merak ederek başladığım, sonradan taraftarların da halk edebiyatı açısından zengin ürünler ortaya koyup bunların toplanmasının ve çalışılmasının Türk Halk Edebiyatı açısından yararlı olacağını düşündüğüm futbola meylim, Futbol’un Felsefesi yazı dizisiyle bambaşka bir noktaya yöneldi. Futbolla ilgili hedeflerim ve konuşmak istediklerim var. O yüzden bu sitede Futbol’un Felsefesi yazı dizisinde futbol meraklıları için içerik üretmeye devam edeceğim. 

   Pandemi sürecinde Trabzon’da epeyi vakit geçirmek zorunda kaldım. Bu sürede Trabzon’u daha yakından tanıma fırsatı elde ettim. O sıralar, Trabzon’u yeniden tanımamın merkezinde türküler bulunuyordu. Çok derin araştırmalar gerektirdiğinden hazırlaması belki de en zor ama en keyifli olan yazılarım Türkülerin Söyledikleri başlığı altındakiler. 

   Bir başka yazı dizim, Tarih Fantezileri başlıklı. Türkiye’de tarih, olan üzerinden araştırılmadığı gibi olan üzerinden de konuşulmuyor. Ben de Açıköğretim’den de olsa Tarih mezunu bir araştırmacı olarak bu soruna kayıtsız kalamayarak Tarih üzerine kurulan hayallerin aslında neden mümkün olamayacağını gözler önüne sermek istedim. 

   Türk insanında yıllara göre gelişimini ayrı bir yazı dizisinde gostermek istedim. Bu da ortaya Türk Düşüncesi‘ni çıkardı. Burada daha çok siyasî yönü oldukça ağır basan sosyal konuları ele alacağız. Gerçekten özel başlıklar olduğu ve bu başlıklara özgün düşüncelerimle yaklaşabildiğim takdirde Türk Düşüncesi’ne içerik üretmeye devam edeceğim.  

   Bahsedeceğim bir diğer yazı dizisi Eğitim ve Öğretim’e Dair. İşte bu yazı dizisiyle birlikte aslında blogumun dönüşümü de başlamış oluyor. Bir öğretmen olarak benim de eğitime dair düşüncelerim var. Meslekten kimselerin, meslek hakkında yazmaları tabandan gelecek devrimler için gereklidir. Dolayısıyla bu tür samimi yazıları çoğaltmamız ve okumamız gerek.

Edebî İzlenimlerim, benim çok ilgi gören yazı dizilerimden biri oldu. Bana kalırsa tecrübe, yaptığımız ve yapmayı öngördüğümüz hataların toplamıdır. Yaşamak için cesur olmamız gerek. Bunun için de evvela hata yapmaktan korkmamalıyız. Asgarî düzeyde dinlemeli ama sık sık yeni bir şeyler denemeliyiz. Gelişim ancak bu şekilde sağlanabilir. Ben de imkânlarımın da el verdiği ölçüde İstanbul’da geçirdiğim süre boyunca edebiyat muhitlerinde zaman geçirmeye çalıştım. Ama güzel ama kötü birçok anım ve gözlemim var. Gönül isterdi ki 4 yıl boyunca İstanbul’dan ve onun edebiyat anlamında sunduğu nimetlerden faydalanabileyim ama olmadı. 2.5 yıl kaldığım İstanbul’da 2 yılımı bir düzen oturtmaya çalışarak geçirdim. Yeterince oyalandıktan sonra tam hayatın ve Istanbul’un içine karışma vaktim gelmişti ki araya pandemi girdi. Eh, kısmet değilmiş deyip oturdum bu konuda birikimlerimi yazmaya. Tabiî önce İstanbul’un edebiyat ortamından bahsederek bu yazı dizisine başladım ama hayatın beni nereye götüreceği bilemiyorum. Edebiyattan bir şeyler kapmaya devam ettikçe yeni şeyler yazmaya devam edeceğim. Ufkum genişledikçe de yazının konsepti pekâlâ genişleyebilir. 

   Okuyucularıma sunduğum bir başka yazı dizim ise Filmler ve Diziler. Küçüklüğümden beri ne filmlere ne de dizilere pek merakım vardı. Tabii medyaya, oyunculuğa, tiyatroya, sinemaya ve sunuculuğa karşı bir ilgim var ama bu alanda aldığım bir eğitim yok. Dolayısıyla filmlere bir eleştirmen olarak değil sosyal bilimci gözüyle bakmaya çalışıyorum. Amacım, bir filmi enine boyuna tartışmak değil filmlerden ve dizilerden hayata, topluma ve insanlığa dair bir şeyler çıkarabilmek. 

Politikasız Poetikapoetika kavramının kutsal olduğundan hareketle politikanın bir değerlendirme ölçütü olmaması gerektiği düşüncesiyle yayın hayatına başladı. Politikasız Poetika, sanattan politikayı dışlamak iddiasında değildir. Aksine sanatta, politikanın bir olgu olarak kabul edilmesini savunmaktadır. 

   Hangi insanın değeri teslim edilmiştir ki? İnsan, neyin değerini bilmiştir ki? Hangi kitaplar, yazarına verdiği emeğin karşılığını verebilmiştir. Ben bu duruma karşı gelerek elimi taşın altına koydum. Editör’ün Seçimi, nitelikli kitapların tanıtımını bulabileceğiniz, kitaplar hakkında bir iki kelime etmek, bunlardan hareketle birtakım olay ve durumlara parmak basmak istediğim bir yazı dizisi. 

   İnternet sitemi ilk açma amacım, köşe yazılarımı yayımlamaktı. Ancak daha sonra daha ciddi yazılara yönelmek istedim. Yine de ara sıra daha çok köşe yazısı özelliği taşıyan yazılar klaveyeye almışım. Bütün bu yazılarımı Kritik Yazılar başlığı altında topladım. Saf bir köşe yazarı olduğumu düşünmesem de ara sıra köşe yazısı yazmamın kendimi ifade etmeme yardımcı olacağı kanısındayım. 

   Bizim mâişet derdimiz var, yaşamak derdimiz var. O yüzden bizden de bu topraklardan da Avrupa’daki gibi bohem tipler çıkmaz. Ama ne kadar bohemsen aynı zamanda o kadar da bohem değilim. Olmak ister miydim? Ucundan tadına baktığım o hayat tarzı, oldukça hoşuma gitti. Burada ben bohemliğin, cebindeki beş kuruş parayı da kültür faaliyetlerine veren özelliğini taşıyorum. Benim tezime göre gezmek, öyle mesarifi çok bir şey değil. Zor tarafı da yok. Hatta insan, burnunun dibindekinin o kadar farkında değil ki! Bohem’in Gezileri‘nde benden öyle muhteşem yerlere gitmemi beklemeyin. Bir bakmışsınız Trabzon’un bir köyünde veya Samsun’un bir tarım kasabasında gezdiklerimi de yazabilirim. Bohem için her yer muhteşem değil mi zaten?

   Biz aforizma üretmeyi de aforizma okumayı da seven bir milletiz. Bu tabii yüksek felsefeye sahip bir millet olduğumuzdan değil işin kolayına kaçmak isteyen bir millet olduğumuzdan böyle. Onu da doğru anlayabilsek keşke. Aforizmalar, bu sözleri ve yanlış anlaşılma biçimlerini tespit edip doğrusunu anlatmak amacıyla ortaya çıkmıştır. 

1001 Kitap ise klasik alıntı sayfalarına tepki olarak bir kitabın alıntılar yardımıyla ırk-zaman-muhit yöntemine göre değerlendirildiği yazıların toplanmış olduğu başlıktır. Bu başlık altında toplanan tüm kitapların özelliği artık edebiyat tarihine mâl olmuş olmalarıdır. 

   Gelelim Oyunu Anlamak yazı dizisine. Oyunu Anlamak, Abdullah Avcı ile birlikte çağı yakalamaya başlayan Trabzonspor oyununu kamuoyuna anlatmak için yazılmıştı. Çünkü kamuoyu, bu işi yıllardır yapan kimseler, gerçekten çok bilgisiz kimselerdi. Trabzonspor, iyi şeyler yaptıkça bunu nasıl yaptığını; kötü şeyler yaptıkça da nasıl yapamadığını yazdım. Çeşitli istatistik sitelerinden veriler toplamak, bunları analiz etmek, yorumlamak derken bir Oyunu Anlamak yazısı 1-2 günümü alıyordu. Bu işten maddi bir gelirim yoktu. Trabzonspor’un oyunu da duraklama dönemine girince 5-2’lik Antalyaspor maçından sonra bir süre ara vermek istedim. Şu an hâlâ bu aradayım. Bir gün döner miyim? Mutlaka! Ama yalnızca çok gerekli gördüğüm maçları veya Avrupa maçlarını analiz etmek isterim. Doğru projeyi yanlış zamanda sürdürdüğümü düşünüyorum. Bir gün o doğru zamanı mutlaka bulacak ve bu işi yeniden yapmaya başlayacağım.